Hikaye,fıkra,tekerleme

ANLATILAN SÖYLENTİ, FIKRA, MASAL, TEKERLEME VE HİKÂYELER

TOPAL OSMAN

    Çavuş oğullarından 1296lı Ali Osman bir muharebede bacağından ağır yaralanmış. Diz kapağından aşağısı kopmuş. Kopan bacağının yerine tahta dan   bacak yapmış. Bacağından dolayı topal Osman diye isim takılmış. Şimdiki topal Osman diye bilinen muhite çeşme yaptırmış. Çeşme ve çevresi bundan sonra, topal Osman’ın çeşmesi veya kısaca topal Osman diye anıla gelmi

BAR KÖYLÜ SİNSİLESİ

    Köy konağına nüfus memuru gelmiş. Bayır köylü kâmil de yeni doğan oğlunu kaydettirmek için konağa gider. Nüfus memuru çocuğun ismini sorar. O da Ali de benim oğlum Cafer de benim oğlum der. Bizim mukallit insanlarımızda hemen yakıştırırlar. Ali benim oğlum, Cafer onun gardaşı Fatma anası ben bubası hacı ayşa ebesi hacı amet didesi hafız abıcası Adiviye diyzesi bu sinsileyi sorarsan bar köylü sinsilesi diye cevap vermiş derler.

KAÇ KİŞİ YE YETİYOR

    Cemil ağa bir gün Tosya’da bir kahveye girmiş masaya oturmuş. Karşıki masada da birkaç Rum oturmuş konuşuyorlarmış. Cemil ağanın geldiğini görmüşler içlerinden biri dalga geçmek için

La Türk, köylü büyük abdestini yapınca niye dönüp de arkasına bakıyor. Demiş, Rumların maksatlarını anlayan Cemil ağa sizin gibi kaç kişiye yetiyor diye cevabı yapıştırmı

ÖLÜSÜNÜN ÜSTÜNDEN ATLAYAMAZ

    Cemil ağa hacca gitmiş. Bir müddet sonra ağır vaziyette hastalanmış. Artık son anlarıdır, yanındaki arkadaşları ona moral olsun diye takılmışlar. Ya Cemil ağa Türkiye’de Süleyman DEMİREL Ecevit’i boğazlamış demişler. Halk partili olan Cemil ağa yattığı yerden doğrularak, ölüsünün üstünden bile atlayamaz diye cevaplamış

DÖVÜLMEZ SANDIM

    Gelinin birisi yaprağı sarmış, sonra pişirmiş, tadına bakmak için bir tane yemiş. Bir şey anlamamış, bir tane, bir tane derken bir tencere yaprağı bitirmiş. Kocası gelince gelini dövmüş. Gelinde başlamış

Bitek, bitek aldım

Tükenmez sandım

Sarma için gelin

Dövülmez sandım

DAHA BANA KÖTÜ DİYORLAR

    Gelinin birisi göynek dikmeye başlamış ve eklemiş. Sekiz günde bir göynek diktim, ipliğini de göndüm büktüm, eteği çevresi, ortası pervazı, daha oyma yakası da duruyor. Kayın nam, kaynatam da daha bana kötü diyorlar demiş.

ALEYKÜM SELAM

    Zamanında “Kara bek” Kara bey köyünden birkaç kişi hırsızlık için gece suluca bağlarına gelmişler, bir bağa yaklaşmışlar, bağın beklendiğinden habersiz olan bu kişiler gır, gır ve şamatayla içeri girer girmez”selamun aleyküm Odüskenin zerdalileri” demişler. Bunları duyan bağ sahibi de “aleyküm selam kara bek in zır delileri” diye karşılık vermiş, adamlar hemen kaçıp gitmişler.

EŞEĞİ SIRTINA ASMIŞ

    Turtul bir gün köyün içinden geçerken, gübüt Ali görmüş, hemen karısına bağırmış. Karı hemen gel buraya, koş, bak Turtul eşeği sırtına asmış da gidiyor. Merakla gelen hanımı o yöne bakmış lakin kocasının dediği gibi adamın sırtında eşek görememiş. Hani eşek demiş. Görmüyonmu? Sırtındakini? Eee görü yom, tüfek var. Hah işte Turtul eşeği satmış parasıyla tüfek almış

GÖNÜLE SORMAK

    Yitimin asim diye bir kişi varmış, bu kişi bir işi yapmazdan önce, bu işi yapıyım mı, yapmayayım mı veya yemek yemezden önce, şunu mu yesem, bunumu yesem diye gönlüne sorarmış, sonra karar verirmiş. Bir insan, bir şeye karar vermeden önce, düşünmeye vardığı zaman veya evin hanımı ne yemeği yapayım diye sorup da şu yemeği yap diye cevap aldığı zaman, karşılık espri olarak o kişiye “yitimin asim gibi gönüle sordun” derler.

KARABIYIKLARIIN AYRANI

    Çeltik otu zamanı beş altı kadın karabıyıklara ot ayıklamaya gitmişler. Çalışırlarken gelini küstürmüşler,  bir türlü söyletememişler. Öğle olmuş, tarla sahibi yemeğe çıkalım demiş. Fakat ırgatlar gelin söylemeyince yemeğe çıkmayız demişler. Kaynana gelinine yalvarmış ama nafile ırgatlarda yemeğe çıkmamışlar. Akşam olmuş, yemeğe oturmuşlar. Ama gelin yine küs. Azıkda ayran varmış. Ayrana ekmek doğrayıp yemek istemişler. Herkes eline bir ekmek almış başlamış ayrana doğramaya, kaynana yeter dedikçe de ha bire doğramışlar. Gelinin söyleyene kadar da doğrayacağız demişler. Gelin bakmış ki, olacağı yok, bunlar ciddi dayanamamış artık yeter gayrı demiş. Demesine amma ayranın ekmekden göründüğü yokmuş. Velhasıl yemeklerini yemişler. Lakin bu söz herkesin diline dolanmış. Birisi çorbaya ekmek doğrayacak olsa başkası hemen sende karabıyıkların ayranına döndürdün diye espri yapılır hale gelmiş.

 

NÜMENİN TEKERLEMESİ     

Çifter gelip geçeni görer

Ciye bıçağın ucuna püskül takar

Kavgacı karabekin uşağı

Nizahcı çepninin uşağı

Caminin duvarının dibine çöken aspırasın uşağı

Tanımadığın olmayınca aç bırakan Odüskenin uşağı

                                          

                                                  TEKERLEME                                            

Hacıbaba leylek lak lak lak

Hani bana çekirdek

Çekirdeğin içi yok

Sarı kızın saçı yok

Sülüymanın suçu yok

 

                                    

NİNNİ

Uyusunda büyüsün ninni

Tıpış tıpış yürüsün ninni

Ninni de benim yavruma ninni

Ketenlikde yuvası

Şeker getir bubası

Ninni de benim yavruma ninni

ÇOĞLU

    Çocukların eğlence ve dua amaçlı oynadıkları oyundur. Bir buçuk iki metreye yakın bir sırığın ucuna bez parçaları bağlanarak, kalabalık bir çocuk gurubu tarafından evler tek, tek gezilerek

Çoğlu, çoğlu mekerek

İneklere ot gerek

Buzalara süt gerek

Alla hu kaba kaba yağmur

Tarlada çamur

Teknede hamur

Ver Allahım ver

Sicim gibi yağmur

Ekincikler bol olsun

Ham barcıklar dolu olsun

Alla hu kaba kaba yağmur

Tarlada çamur

Teknede hamur

Ver Allahım ver

Sicim gibi yağmur

    Söylenen tekerlemeyle yiyecek istenir. Ev sahibi önce bir maşrapa su atar üzerlerine, sonra yiyeceklerini verir. Yiyecekler bir evde pişirilip yendikten sonra, artan yemek türbelere iletilip, kuşun karıncanın hakkı diye taşların üzerlerine vesaire yerlere dökülerek, dua edip dönülür.

                                                            

SİZE AHLÂT ÇIRPIVİYİN

    Küçük çocuklar sevilirken, onları güldürmek ve eğlendirmek için çocuğun başı iki elin içine alınıp, iki yavrusu ile bir anne ayı varmış. Bir gün yavrularına gelin yavrularım size Ahlât çırpıviyin demiş. Ahlâtın dalına çıkmış. Bir sağa bakmış, bir sola bakmış,(çocuğun başı sağa sola çevrilerek) kimse yok, başlamış Ahlâtı sallamaya çocuğun başıda sağa ve sola biraz hızlı çevrilmeler yapılarak kaldır, kaldır, kaldır, kaldır Çocuğun gülmesi ve eğlenmesi sağlanırmış.

TAK, TAK EDEN KABACIK

    Bir çocuk varmış, çok yaramazmış. Bir gün annesini üzmüş. Annesi çocuğu babasına şikâyet etmiş. Babası her gün dağa oduna gidermiş, ertesi gün giderken çocuğu da iletmiş. Çocuğa sen şurada otur ben odun keseceğim demiş. Yanında getirdiği su kabağını bir ağacın dalına asmış. Rüzgârda kabak ağaca tak, tak diye vurdukça çocuk babasının odun kestiğini zannedermiş. Akşam olmasına rağmen babası hala gelmemiş. Korkmaya başlayan çocuk takırtının yanına gitmiş, bakmış ki babası yok bir ağacın dalındaki asılı kabağı görmüş. Anlamış ki babası gitmiş. Korkan çocuk başlamış ağlamaya, bağırmaya, tak, tak eden kabacık, beni aldatan babacık.

CIRIKCININ DELİ OĞLAN

Cırıkcının deli oğlan diye biri varmış. Her gece Hüseyin baba türbesine gidermiş. Orda yatarmış.

—La ne ittin deli oğlan bu gece diye soranlara

—Hüseyin babaya gittim cebimi parayla doldurdular dermiş.

HAZİNE

  Hazine kazma işleri bir dönem o kadar ileriye gitmişki, hemen hemen kazılmadık yer kalmamış gibi hatta bu kazılarda guruplaşmalar ortaya çıkmış. Bir gurup diğer gurubun kazacağı yerin istihbaratını aldıklarında, onlardan önce gelip oranın şüphe arz eden en belirgin yerine eski kâğıtlara ve taşlara belirli belirsiz işaretler yaparak gömmüşler birbirlerini aldatma konusunda maharetlerini göstermişler.

Bir takım kimselerde teknolojinin verdiği imkânlarla şüpheli yerleri iş makineleri ile kazmışlar. Hatta ve hatta Ulupınar gözesinin içinde suyun geldiği yerin kenarın daki o büyük taşları bile kaldırarak bu tarihi gözeye bile zarar vermişler.

  Hazine amaçlı kazılar yapan bazı kimseler Hüseyin baba türbesini kazmaya gitmişler. Kazının belirli bir zamanına geldiklerinde, Hüseyin baba bu kişileri beni rahatsız etmeyin diye uyarmasına rağmen, kazıya devam etmişler. Hüseyin baba da bu kişilerin birini ulupınarın gözesine birini cafıla birini mezarlık kaşına fırlatıvermiş.

  Söylentiler üzerine iki arkadaş mezar kazmaya giderler. Bir gece mezarı kazıp kapağı açtıktan sonra biri diğerine

—Sen in mezardakileri bana uzat der.

Oda iner içerdekileri çıkarır. Yukarda olan bu kişi düşünür ki

—Bu bana ortak olmasın, hepsi benim olsun der mezarın kapak taşını arkadaşının üzerine kapatır, gider. İçerdeki birkaç gün mezarda kalır. Aynı yere bu sefer başka kişiler gelmişler kapak taşını kaldırdıklarında, içerdeki kişi gecenin karanlığında hemen onlardan birine sarılmış. Ölü hortladı diye kaçıp gitmişler. İçerdeki kişi dışarı çıkıp evine gitmiş, ama korkudan kaşı kirpiği, saçı sakalı dökülmüş, aklı uçuklamış bir şekilde yaşamış.

UYMACA

Akşamın dar vaktinde atının üzerinde evine dönen bir adam, gelirken yolda bir oğlak görmüş atından inerek oğlağı almış atına binmiş. Oğlağı sevmeye başlamış. Kendi kendine 

—Amanın bu ne güzelmiş

—Ya ben güzelim

— Amanın bunun dişleride var

— Ya benim dişlerimde var

— Amanın bu konuşuyor

— Ya ben konuşurum

Şaşıran adam korkmaya başlamış oğlağı attığı gibi hızla kaçmış evine gelmiş daha sonra bunu birilerine anlatmış. Onlarda o uymacaymış tır sana karışacaklarmış demişler.

CİNNİLER

 Değişik sürümlerde böyle hikâyeler vardır. En meşhurlarını aktaracağım 

   Birisi gece yarısından sonra bir yere gitmek için yola çıkmış. Bir müddet gittikten sonra yol güzergâhında kalabalık topluluk görmüş. Bu topluluk ateş etrafında davul zurna eşliğinde eğlenceler yapmaktaymış. Bu kişide o topluluğa katılmış, eğlenmiş taki şafak sökene kadar. Gün doğmaya başlayınca bu kalabalık bir anda nereye gittikleri belli olmayacak şekilde dağılmışlar. Şaşkınlık içinde kalan bu kimse yaşadıklarını anlattığı zaman sen cinnilere karışmışsın demişler.

 

   Bir gece yatağında uyuyan birisi evinin önünde kendisine bağıran bir ses duymuş. Kalkmış sesin yanına inmiş onunla konuşa, konuşa gitmiş. Bir süre sonra kalabalıkların içine girmişler. O toplulukla gezmediği yer kalmamış. Gün doğarken birde bakmış ki kimseler kalmamış korkmuş evine dönmüş olayı anlattığı zaman seni cinniler gezdirmiş demişler.

NAZAR    Bütün topluluklarda olduğu gibi bizim köyümüzde de insan, hayvan, bitki ve eşyalara nazar değmesin diye veya değen nazarı bertaraf etmek için yapılan uygulamalar vardır. 

   İnsanlara nazar değmesin diye özellikle küçük çocuklara hangi canlıya ait olduğunu bilmediğimiz yüzük gibi hayvan kabuğu, bazı hayvan kemikleri, mavi nazar boncukları, dağım ağacından yapılan çöp, içine yüzellik bitkisinin tohumunun çıkılandığı bir çıkın, küçük sümüklü böcek yavrularının kabukları, erimiş kurşunlar, hocalara yaptırılmış muskalar, cevşenler çocukların omuzlarına, beşiklerine, boyunlarına takılarak nazar engellenmeye çalışılırdı.

    Bütün bu tedbirlere rağmen nazar değen insanlar ılık suyla yıkanır veya kızgın yağda eritilen kurşun nazar değenin başı üzerinde tutulan sulu kabın içine dökülür. Daha olmadı acıkavağa iletilerek şifalı olduğu söylenen suyla yıkanırdı.   Nazar değmemesi için hayvanların damlarına(ahır) ve boyunlarına dağım ağacı, nazar boncuğu takılır. Şayet nazar değmişse “döküle yığıla kalası, falanca filan yerdeydi o nazar itti ben biliyon canım”denilir. Hayvanların tırnaklarına, küçük çocuklara idrar yaptırılırdı. Sütü ani kesilen veya sütü bozulan ineklere “falanca ineğe dok, dok bakıyodu. Gözleri çıkacısa ondan oldu canım, ossaat belli oldu, onun nazarı değdi.”gibi ifadelerle tuz çevrilerek nazara müdahale edilirdi.

  Bağ ve bahçeleri nazardan korumak için ölmüş at, eşek veya diğer hayvanların kuru kafaları da ağaçlara, fiditlere(yeni yetişmiş üzüm bağı),bahçelere takılarak nazar kesilmeye çalışılırdı. Atına eşeğine kızan birisi “kafası fiditlere dikilip de dikiliviyesi” dermiş.

 

BAZI HASTALIK VE TEDAVİ ŞEKİLLERİ

Kuduz: parpulamak; elinde çubukla yüksek yerde oturan bir kişinin sıra ile alt geçen insanlara vurması. 

Bademcik: boğaza köpek pisliği üflemek

El ve ayak çatlakları: çam sakızı ve zift koyarak dağlamak

Açık yara: sinir otu sarmak

Karın ağrısı: soğuk veya sıcak tuğla koymak

Kırık: zift veya bal sarmak

Göverme: et sarmak, ufak gövermelere çiğnenmiş ekmek bastırmak

Nazar: kurşun dökmek, okutturmak

Kırk karışması: acıkavakda yıkamak

Alerjik durum: bezertmek

Bacaklarda şişlik ve ağrılar: bıçak ve jilet vurdurmak, sülük yapıştırmak

Demiro: arpa ile çizdirmek, çamur sürmek, okutturmak

Kabakulak: mürekkep kalemle çizdirmek, okutturmak

Çakmak: yüzde oluşan yaraları düven taşı ile çaktırmak

Aydan almak: acıkavakda yıkamak

Altını ıslatan: kirpi eti yedirmek

Diş göz baş kulak ağrıları: muska yaptırmak, kulağa pişmiş sarımsak koymak

İltihaplı yara: soğan ve çam sakızı sarmak

Azkanamalı yaralar: yakılan yamanın karasını veya sigara külü koyarak sarmak

Köpek ısırması: köpeğin tüyünden keserek sarmak

Soğuk algınlığı: terlemek

Dudakta uçuklama: sarımsak dövecini sobanın sacında ısıtıp bastırmak

 

Birbuçuk iki senelik bir zaman dilimi içerisinde hazırlamış olduğum bu çalışmayı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağımı ifade etmek istiyorum. Bu yazıları hazırlarken hep büyüklerin anlatım ve ifadelerini ilk plana aldım. Hatayı en aza indirebilmek için aynı soruları değişik kişilere sordum. Aldığım cevapları ortak noktaya oturtmaya çalıştım. Bir konu hakkında değişik rivayetlerle karşılaştım. Rivayetin en güçlü olanını almaya çalıştım. Sorduğum kişilerin yaşlı olmasından dolayı hafızası kuvvetli olanların anlattıklarını dikkate almaya çalıştım. Şahıslara özel anlatım ve rivayetlerden mümkün mertebe uzak olmaya çalıştım hep geneli aradım.

   Ayrıca Tosya halk kütüphanesi müdürünün ödüske ve suluca isminin geçeceğini söylediği 2500–3000 sayfaya yakın dokümanı tek tek okudum. Konumuzla ilgili olanlarını aldım. Bazı kurum ve kuruluşların arşivlerine müracaat ettim. Desteğini aldıklarımızın yanında olumsuzluk bildirenlerle de karşılaştım.

   Yine büyüklerin bilği ve gözlemlerine öncelik verdiğim gibi kendi bilği ve gözlemlerimi de ilave ettim. Köy içerisinde söylene gelmiş bazı söz ve anlatımları aktarmaya çalıştım. Bazı kelimeleri argo bulabilirsiniz ama orijinalini yansıtmaya çalıştım. Bundan dolayı da özür dilerim. Bulabildiğim her materyali değerlendirmeye çalıştım.                                            

  Eniyisini yaptığımın iddiasında değilim tabiî ki bu çalışmanın daha en iyisi yapılabilir. Bunu yapacak birçok kabiliyetler çıkacaktır. Bu kabiliyetlere bir yol, bir ışık tutabilirsem ne mutlu; Bu çalışmanın gelecek nesillere ışık tutacağı bir fayda temin edeceği kanaatindeyim. Bu çalışmaları daha büyük arşivlerde daha detaylı yapabilecek daha çok bilğiye belgeye ulaşabilecek arkadaşların hayaliyle

   Eksik ve hatalarımız muhakkak olacaktır. Eksiklerimizi lütfen tamamlayın. Ayrıca bilği ve gözlemleri ile bana yardımcı olan büyüklerimize teşekkür ediyorum. Sağ olanlarına sağlık sıhhat ve afiyet, ahirete intikal edenlere de Allahtan rahmet diliyorum.

Yine Tosya halk kütüphanesi müdürüne Tosya nüfus müdürüne, Tosya mili eğitim müdürlüğü personeline şükranlarımı arz ediyorum.

(*)       Tosya çevr. Fiz.coğ. Mesut sarı say. 1 v 5(Tosya halk kütübhanesi)

(**)     Paflogonya tarihi cilt 1(Tosya halk kütübhanesi)

(***)   Orhun abideleri güneydoğu yüzü(internet)

(#)       Mili eğit. Md. Okul kayıtları

(##)     Nüfus md. Kayıtları

(=)       Hacı İsmail ÇELEBİ

1,2,3,4Tosya aylık fikir ve aktüalite dergisi sayı5 (Tosya halk kütübhanesi)

5         İn.Net

6         Kast. Şehit. Anıtı.        

                                                          

Bu sayfa Hasan Dalıkırık tarafından gönderilen bilgiler ve dökümanlar ile hazırlanmıştır. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret71881
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.12842.1322
Euro2.94112.9464
Hava Durumu
Anlık
Yarın
22° 23° 13°
Saat
Yazarlarımız

Yusuf ÇELİK

Çevre Bilinci

  Gülay GÜLER

Ispanak

Google


Web'te Türkçe

Sitede Sohbet
Namaz Vakitleri
Tarihte Bugün
http://www.site